إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ ﴿١﴾
İza veka´atilvaki´atu
“Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır”
Örnek: şifa duası, salavat, sabah zikri
Açıklama: Kısa ve ezberlemesi kolay bir salavattır. Peygamber Efendimiz’in şanına layık bir salât dileğini ifade eder. Dua Metni: اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا يَنْبَغِي لِشَرَفِ…
“İşçinin ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.”
İbn Mâce, Rühûn 4سُوْرَةُ الْوَاقِعَةِ
Gerçekleşecek Olan · Mekke’de inmiştir · 96 ayet · 27. cüz · 534. sayfa
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ ﴿١﴾
İza veka´atilvaki´atu
“Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır”
لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ ﴿٢﴾
Leyse livak´atiha kazibetun
“Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır”
خَافِضَةࣱ رَّافِعَةٌ ﴿٣﴾
Hafıdatun rafi´tun
“Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır”
إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجࣰّ ا ﴿٤﴾
İza ruccetil´ardu reccen
“Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz”
وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسࣰّ ا ﴿٥﴾
Ve bussetilcibalu bessen
“Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz”
فَكَانَتۡ هَبَآءࣰ مُّنۢبَثࣰّ ا ﴿٦﴾
Ve fekanet hebaen munbessen
“Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz”
وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا ثَلَٰثَةࣰ ﴿٧﴾
Ve kuntum ezvacen selaseten
“Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz”
فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ ﴿٨﴾
Feashabulmeymeneti ma ashaulmeymeneti
“İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara”
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ ﴿٩﴾
Ve ashabulmeş´emeti ma ashabulmeş´emeti
“Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara”
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ ﴿١٠﴾
Vessabikunessabikune
“İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır”
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ ﴿١١﴾
Ulaikelmukarrabune
“Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır”
فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ﴿١٢﴾
Fiy cennatin na´ıymi
“Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır”
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿١٣﴾
Sulletun minel´evveliyne
“Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir”
وَقَلِيلࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ ﴿١٤﴾
Ve kaliylun minel´ahıriyne
“Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir”
عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّوۡضُونَةࣲ ﴿١٥﴾
´ala sururin medunetun
“Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar”
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ ﴿١٦﴾
Muttekiiyne ´aleyha mutekabiliyne
“Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar”
يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ ﴿١٧﴾
Yetufu ´aleyhim veldanun muhalledune
“Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar”
بِأَكۡوَابࣲ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسࣲ مِّن مَّعِينࣲ ﴿١٨﴾
Biekvabin ve ebariyka ve ke´sin min ma´ıynin
“Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar”
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ ﴿١٩﴾
La yusadda´une ´anha ve la yunzifune
“Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar”
وَفَٰكِهَةࣲ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ ﴿٢٠﴾
Ve fakihetin mimma yetehayyerune
“Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar”
وَلَحۡمِ طَيۡرࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ ﴿٢١﴾
Ve lahmi tayrin mimma yeştehune
“Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar”
وَحُورٌ عِينࣱ ﴿٢٢﴾
Ve hurun ´ıynun
“İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar”
كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ ﴿٢٣﴾
Keemsalillu´luilmeknuni
“İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar”
جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ﴿٢٤﴾
Cezaen bima kanu ya´melune
“İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar”
لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا تَأۡثِيمًا ﴿٢٥﴾
La yesme´une fiyha lağven ve la te´siymen
“Sadece selama karşılık selam sözü işitirler”
إِلَّا قِيلࣰ ا سَلَٰمࣰ ا سَلَٰمࣰ ا ﴿٢٦﴾
İlla kıylen selamen selamen
“Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara”
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ ﴿٢٧﴾
Ve ashabulyemiyni ma ashabulyemiyni
“Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler”
فِي سِدۡرࣲ مَّخۡضُودࣲ ﴿٢٨﴾
Fiy sidrin mahdudin
“Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler”
وَطَلۡحࣲ مَّنضُودࣲ ﴿٢٩﴾
Ve talhın mendudin
“Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler”
وَظِلࣲّ مَّمۡدُودࣲ ﴿٣٠﴾
Ve zıllin memdudin
“Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler”
وَمَآءࣲ مَّسۡكُوبࣲ ﴿٣١﴾
Ve main meskubin
“Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler”
وَفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ ﴿٣٢﴾
Ve fakihetin kesiyretin
“Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler”
لَّا مَقۡطُوعَةࣲ وَلَا مَمۡنُوعَةࣲ ﴿٣٣﴾
La maktu´atin ve la memnu´atin
“Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler”
وَفُرُشࣲ مَّرۡفُوعَةٍ ﴿٣٤﴾
Ve furuşin merfu´atin
“Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler”
إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءࣰ ﴿٣٥﴾
İnna enşe´nahunne inşaen
“Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır”
فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا ﴿٣٦﴾
Fece´alnahunne ebkaren
“Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır”
عُرُبًا أَتۡرَابࣰ ا ﴿٣٧﴾
´Uruben etraben
“Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır”
لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ﴿٣٨﴾
Liashabilyemiyni
“Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır”
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿٣٩﴾
Sulletun minel´evveliyne
“Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir”
وَثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ ﴿٤٠﴾
Ve sulletun minelahiriyne
“Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir”
وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ ﴿٤١﴾
Ve ashabuşşimali ma ishabuşşimali
“Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara”
فِي سَمُومࣲ وَحَمِيمࣲ ﴿٤٢﴾
Fiy semumin ve hamiymin
“İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar”
وَظِلࣲّ مِّن يَحۡمُومࣲ ﴿٤٣﴾
Ve zıllin min yahmumin
“İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar”
لَّا بَارِدࣲ وَلَا كَرِيمٍ ﴿٤٤﴾
La baridin ve la keriymin
“İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar”
إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ ﴿٤٥﴾
İnnehum kanu kable zalike mutrefiyne
“Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı”
وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿٤٦﴾
Ve kanu yusırrune ´alelhınsil´azıymi
“Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı”
وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ ﴿٤٧﴾
Ve kanu yekulune eiza mitna ve kunna turaben ve ´ızamen einne lemeb´usune
“Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz”
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ ﴿٤٨﴾
Eve abaunel´evvelune
“Önce gelip geçmiş babalarımız da mı”
قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ ﴿٤٩﴾
Kul innel´evveliyne vel´ahıriyne
“De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır”
لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ ﴿٥٠﴾
Lemecmu´une ila miykati yevmin ma´lumin
“De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır”
ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ ﴿٥١﴾
Summe innekum eyyuheddallunelmukezzibune
“Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar”
لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرࣲ مِّن زَقُّومࣲ ﴿٥٢﴾
Leakilune min şecerin min zakkumin
“Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz”
فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ ﴿٥٣﴾
Femaliune minhelbutune
“Karınlarınızı onunla dolduracaksınız”
فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ ﴿٥٤﴾
Feşaribune ´aleyhi minelhamiymi
“Onun üzerine kaynar su içeceksiniz”
فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ ﴿٥٥﴾
Feşaribune şurbelhiymi
“Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz”
هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ ﴿٥٦﴾
Haza nuzuluhum yevmeddiyni
“İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur”
نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ ﴿٥٧﴾
Nahnu halaknakum felevla tusaddikune
“Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz”
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ ﴿٥٨﴾
Efereeytum ma tumnune
“Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız”
ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ ﴿٥٩﴾
Eentum tahlukunehu em nahnulhalikune
“Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız”
نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ ﴿٦٠﴾
Nahnu kadderna beynekumulmevte ve ma nahnu bimesbukıyne
“Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez”
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ ﴿٦١﴾
´Ala en nubeddile emsalekum ve nunşiekum fiy ma la ta´lemune
“Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez”
وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ ﴿٦٢﴾
Ve lekad ´alimtumunneş´etel´ula felevla tezekkerune
“And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz”
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ ﴿٦٣﴾
Efereeytum ma tahrusune
“Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz”
ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّٰرِعُونَ ﴿٦٤﴾
Eeentum tezre´unehu em nahnuzzari´une
“Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz”
لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمࣰ ا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ ﴿٦٥﴾
Lev neşa´u lece´alnahu hutamen fezaltum tefekkehune
“Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık”
إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ ﴿٦٦﴾
İnna lemuğremune
“Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık”
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ ﴿٦٧﴾
Bel nahnu mahrumune
“Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık”
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ ﴿٦٨﴾
Efereeytumulmaelleziy teşrebune
“Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz”
ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ ﴿٦٩﴾
Eentum enzeltumuhu minelmizni em nahnulmunzilune
“Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz”
لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجࣰ ا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ ﴿٧٠﴾
Lev neşa´u ce´alnahu ucacen felevla teşkurune
“Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz”
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ ﴿٧١﴾
Efereeytumunnarelletiy turune
“Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz”
ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ ﴿٧٢﴾
Eentum enşe´tum şecereteha em nahnul munşiune
“Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz”
نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةࣰ وَمَتَٰعࣰ ا لِّلۡمُقۡوِينَ ﴿٧٣﴾
Nahnu ce´alnaha tezkireten ve meta´an lilmukviyne
“Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık”
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ﴿٧٤﴾
Fesibbıh bismi rabbikel´azıymi
“Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et”
۞فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ ﴿٧٥﴾
Fela uksimu bimevakı´ınnnucumi
“Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz”
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمࣱ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ ﴿٧٦﴾
Ve innehu lekasemun lev ta´lemune ´azıymun
“Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz”
إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانࣱ كَرِيمࣱ ﴿٧٧﴾
İnnehu lekur´anun keriymun
“Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir”
فِي كِتَٰبࣲ مَّكۡنُونࣲ ﴿٧٨﴾
Fiy kitamin meknunin
“Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir”
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ ﴿٧٩﴾
Lya yemessuhu illelmutahherune
“Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir”
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿٨٠﴾
Tenziylun min rabbil´alemiyne
“Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir”
أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ ﴿٨١﴾
Efebihazelhadiysi entum mudhinune
“Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz”
وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ ﴿٨٢﴾
Ve tec´alune rizkakum ennekum tukezzibune
“Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz”
فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ ﴿٨٣﴾
Felevla iza beleğatilhulkume
“Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz”
وَأَنتُمۡ حِينَئِذࣲ تَنظُرُونَ ﴿٨٤﴾
Ve entum hıyneizin tenzurune
“Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz”
وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ ﴿٨٥﴾
Ve nahnu akrebu ileyhi minkum ve lakin la tubsırune
“Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz”
فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ ﴿٨٦﴾
Felevla in kuntum ğayre mediyniyne
“Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize”
تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ ﴿٨٧﴾
Terci´uneha in kuntum sadikıyne
“Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize”
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ ﴿٨٨﴾
Feemma in kane minelmukarrebiyne
“Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur”
فَرَوۡحࣱ وَرَيۡحَانࣱ وَجَنَّتُ نَعِيمࣲ ﴿٨٩﴾
Feravhun ve reyhanun ve cennetu na´ıymin
“Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur”
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ﴿٩٠﴾
Ve emma in kane min ashabilyemiyni
“Eğer defteri sağdan verilenlerden ise”
فَسَلَٰمࣱ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ ﴿٩١﴾
Feselamun leke min ashabilyemiyni
“Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir”
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ ﴿٩٢﴾
Ve emma in kane minelmukezzibiyneddalliyne
“Eğer, sapık yalancılardan ise”
فَنُزُلࣱ مِّنۡ حَمِيمࣲ ﴿٩٣﴾
Fenuzulun min hamiymin
“Ona kaynar sudan konukluk sunulur”
وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ ﴿٩٤﴾
Ve tasliyetu cahıymin
“Cehenneme sokulur”
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ ﴿٩٥﴾
İnne haza lehuve hakkulyakıyni
“Doğrusu kesin gerçek budur”
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ﴿٩٦﴾
Fesebbih bismi rabbikel´azıymi
“Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et”
Vâkıa sûresi Kur’an-ı Kerim’in 56. sûresidir; adı “Gerçekleşecek Olan” anlamına gelir. 96 ayetten oluşur, Mekke döneminde inmiştir ve Mushaf’ta 27. cüzde, 534. sayfada başlar.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Sesli okuma: Mishary Rashid Alafasy. Ayetlerin yanındaki numaraya dokunarak o ayetin kendi sayfasına gidebilir, oradan paylaşabilirsiniz.