نٓۚ وَٱلۡقَلَمِ وَمَا يَسۡطُرُونَ ﴿١﴾
Nun velkalemi ve ma yesturune
“Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin”
Örnek: şifa duası, salavat, sabah zikri
Açıklama: Kısa ve ezberlemesi kolay bir salavattır. Peygamber Efendimiz’in şanına layık bir salât dileğini ifade eder. Dua Metni: اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا يَنْبَغِي لِشَرَفِ…
“İşçinin ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.”
İbn Mâce, Rühûn 4سُوْرَةُ الْقَلَمِ
Kalem · Mekke’de inmiştir · 52 ayet · 29. cüz · 564. sayfa
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
نٓۚ وَٱلۡقَلَمِ وَمَا يَسۡطُرُونَ ﴿١﴾
Nun velkalemi ve ma yesturune
“Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin”
مَآ أَنتَ بِنِعۡمَةِ رَبِّكَ بِمَجۡنُونࣲ ﴿٢﴾
Ma ente binı´meti rabbike bimecnunin
“Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin”
وَإِنَّ لَكَ لَأَجۡرًا غَيۡرَ مَمۡنُونࣲ ﴿٣﴾
Ve inne leke leecren ğayre memnunin
“Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır”
وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمࣲ ﴿٤﴾
Ve inneke le´ala hulukın ´azıymin
“Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir”
فَسَتُبۡصِرُ وَيُبۡصِرُونَ ﴿٥﴾
Fesetubsıru ve yubsırune
“Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler”
بِأَييِّكُمُ ٱلۡمَفۡتُونُ ﴿٦﴾
Bieyyikumulmeftunu
“Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler”
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ ﴿٧﴾
İnne rabbeke huve a´lemu bimen dalle´an sebiylihi ve huve a´lemu bilmuhtediyne
“Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir”
فَلَا تُطِعِ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ﴿٨﴾
Fela tutı´ılmukezzibiyne
“Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme”
وَدُّواْ لَوۡ تُدۡهِنُ فَيُدۡهِنُونَ ﴿٩﴾
Veddu lev tudhinu feyudhinune
“(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar”
وَلَا تُطِعۡ كُلَّ حَلَّافࣲ مَّهِينٍ ﴿١٠﴾
Ve la tutı´ kulle hallafin mehiyni
“Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin”
هَمَّازࣲ مَّشَّآءِۭ بِنَمِيمࣲ ﴿١١﴾
Hemmazin meşşain binemiymin
“Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin”
مَّنَّاعࣲ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدٍ أَثِيمٍ ﴿١٢﴾
Menna´ın lilhayri mu´tedin esiymin
“Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin”
عُتُلِّۭ بَعۡدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ ﴿١٣﴾
´utullin ba´de zalike zeniymen
“Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin”
أَن كَانَ ذَا مَالࣲ وَبَنِينَ ﴿١٤﴾
En kane za malin ve beniyne
“Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin”
إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿١٥﴾
İza tutla ´aleyhi ayatuna kale esatıyrulevveliyne
“Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der”
سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلۡخُرۡطُومِ ﴿١٦﴾
Senesimuhu ´alelhurtumi
“Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz”
إِنَّا بَلَوۡنَٰهُمۡ كَمَا بَلَوۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ إِذۡ أَقۡسَمُواْ لَيَصۡرِمُنَّهَا مُصۡبِحِينَ ﴿١٧﴾
İnna belevnahum kema belevna ashabelcenneti iz aksemu leyasri munneha musbihıyne
“Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi”
وَلَا يَسۡتَثۡنُونَ ﴿١٨﴾
Ve la yestesnune
“Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi”
فَطَافَ عَلَيۡهَا طَآئِفࣱ مِّن رَّبِّكَ وَهُمۡ نَآئِمُونَ ﴿١٩﴾
Fetafe ´aleyha taifun min rabbike ve hum naimune
“Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti”
فَأَصۡبَحَتۡ كَٱلصَّرِيمِ ﴿٢٠﴾
Feasbehat kessariymi
“Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti”
فَتَنَادَوۡاْ مُصۡبِحِينَ ﴿٢١﴾
Fetenadev musbihıyne
“Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler”
أَنِ ٱغۡدُواْ عَلَىٰ حَرۡثِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰرِمِينَ ﴿٢٢﴾
Eniğdu ´ala harsikum in kuntum sarimiyne
“Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler”
فَٱنطَلَقُواْ وَهُمۡ يَتَخَٰفَتُونَ ﴿٢٣﴾
Fentaleku ve hum yetehafetune
“Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı”
أَن لَّا يَدۡخُلَنَّهَا ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكُم مِّسۡكِينࣱ ﴿٢٤﴾
En la yedhulennehelyevme ´aleykum miskiynun
“Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı”
وَغَدَوۡاْ عَلَىٰ حَرۡدࣲ قَٰدِرِينَ ﴿٢٥﴾
Ve ğadev ´ala hardin kadiriyne
“Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler”
فَلَمَّا رَأَوۡهَا قَالُوٓاْ إِنَّا لَضَآلُّونَ ﴿٢٦﴾
Felemma reevha kalu inna ledallune
“Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler”
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ ﴿٢٧﴾
Bel nahnu mahrumune
“Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler”
قَالَ أَوۡسَطُهُمۡ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ لَوۡلَا تُسَبِّحُونَ ﴿٢٨﴾
Kale evsetuhum elem ekul lekum levha tusebbihune
“Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi”
قَالُواْ سُبۡحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ ﴿٢٩﴾
Kalu subhane rabbina inna kunna zalimiyne
“Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler”
فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَلَٰوَمُونَ ﴿٣٠﴾
Feakbele ba´duhum ´ala ba´dın yetelavemune
“Birbirlerini yermeye başladılar”
قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ ﴿٣١﴾
Kalu ya veylena inna kunna tağıyne
“Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik”
عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبۡدِلَنَا خَيۡرࣰ ا مِّنۡهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ ﴿٣٢﴾
´asa rabbuna en yubdilena hayren minha inna ila rabbina rağıbune
“Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz”
كَذَٰلِكَ ٱلۡعَذَابُۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ ﴿٣٣﴾
Kezalikel´azabu ve le´azabul´ahıreti ekberu lev kanu ya´lemune
“İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler”
إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ ﴿٣٤﴾
İnne lilmuttekıyne ´ınde rabbihim cennatin ne´ıymi
“Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır”
أَفَنَجۡعَلُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ كَٱلۡمُجۡرِمِينَ ﴿٣٥﴾
Efenec´alulmuslimiyne kelmucrimiyne
“Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız”
مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ ﴿٣٦﴾
Ma lekum keyfe tahkumune
“Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz”
أَمۡ لَكُمۡ كِتَٰبࣱ فِيهِ تَدۡرُسُونَ ﴿٣٧﴾
Emlekum kitabun fiyhi tedrusune
“Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var”
إِنَّ لَكُمۡ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ ﴿٣٨﴾
İnne lekum fiyhu lema tehayyerune
“Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır”
أَمۡ لَكُمۡ أَيۡمَٰنٌ عَلَيۡنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمۡ لَمَا تَحۡكُمُونَ ﴿٣٩﴾
Em lekum eymanun ´aleyna baliğatun ila yevmilkıyameti inne lekum lema tahkumune
“Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır”
سَلۡهُمۡ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ ﴿٤٠﴾
Selhum eyyuhum bizalike ze´ıymun
“Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır”
أَمۡ لَهُمۡ شُرَكَآءُ فَلۡيَأۡتُواْ بِشُرَكَآئِهِمۡ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ ﴿٤١﴾
Emlehum şureka´u felye´tu bişurekaihim in kanu sadikıyne
“Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler”
يَوۡمَ يُكۡشَفُ عَن سَاقࣲ وَيُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ ﴿٤٢﴾
Yevme yukşefu ´an sakın ve yud´avne ilessucudi fela yestetıy´une
“O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı”
خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۖ وَقَدۡ كَانُواْ يُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمۡ سَٰلِمُونَ ﴿٤٣﴾
Haşi´aten ebsaruhum terhekuhum zillefun ve kad kanu yud´avne ilessucudi ve lum salimune
“O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı”
فَذَرۡنِي وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِۖ سَنَسۡتَدۡرِجُهُم مِّنۡ حَيۡثُ لَا يَعۡلَمُونَ ﴿٤٤﴾
Fezerniy ve men yukezzibu bihazelhadiysi senestedricuhum min haysu la ya´lemune
“Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız”
وَأُمۡلِي لَهُمۡۚ إِنَّ كَيۡدِي مَتِينٌ ﴿٤٥﴾
Ve umliy lehum inne keydiy metiynun
“Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır”
أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرࣰ ا فَهُم مِّن مَّغۡرَمࣲ مُّثۡقَلُونَ ﴿٤٦﴾
Em tes´eluhum ecren fehum min mağremin muskalune
“Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır”
أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ ﴿٤٧﴾
Em ´ındehumulğaybu fehum yektubune
“Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar”
فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلۡحُوتِ إِذۡ نَادَىٰ وَهُوَ مَكۡظُومࣱ ﴿٤٨﴾
Fasbir lihukmi rabbike ve la tekun kesahıbilhuti iz nada ve huve mekzumun
“Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti”
لَّوۡلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعۡمَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ مَذۡمُومࣱ ﴿٤٩﴾
Levla en tedarekehu nı´metun min rabbihi lenubize bil´arai ve huve mezmumun
“Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı”
فَٱجۡتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ ﴿٥٠﴾
Fectebahu rabbuhu fece´alehu minessalihıyne
“Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı”
وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَيُزۡلِقُونَكَ بِأَبۡصَٰرِهِمۡ لَمَّا سَمِعُواْ ٱلذِّكۡرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجۡنُونࣱ ﴿٥١﴾
Ve in yekadulleziyne keferu leyuzlikuneke biebsarihim lemma semi´uzzikre ve yekulune innehu lemecnunun
“Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı”
وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ ﴿٥٢﴾
Ve ma huve illa zikrun lil´alemiyne
“Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir”
Kalem sûresi Kur’an-ı Kerim’in 68. sûresidir; adı “Kalem” anlamına gelir. 52 ayetten oluşur, Mekke döneminde inmiştir ve Mushaf’ta 29. cüzde, 564. sayfada başlar.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Sesli okuma: Mishary Rashid Alafasy. Ayetlerin yanındaki numaraya dokunarak o ayetin kendi sayfasına gidebilir, oradan paylaşabilirsiniz.