ٱلۡحَآقَّةُ ﴿١﴾
Elhakkatu
“Gerçekleşecek olan”
Örnek: şifa duası, salavat, sabah zikri
Açıklama: Kısa ve ezberlemesi kolay bir salavattır. Peygamber Efendimiz’in şanına layık bir salât dileğini ifade eder. Dua Metni: اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا يَنْبَغِي لِشَرَفِ…
“İşçinin ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.”
İbn Mâce, Rühûn 4سُوْرَةُ الْحَآقَّةِ
Gerçekleşecek Olan · Mekke’de inmiştir · 52 ayet · 29. cüz · 566. sayfa
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
ٱلۡحَآقَّةُ ﴿١﴾
Elhakkatu
“Gerçekleşecek olan”
مَا ٱلۡحَآقَّةُ ﴿٢﴾
Melhakkatu
“Nedir o gerçekleşecek olan gün”
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ ﴿٣﴾
Ve ma edrake melhakkatu
“Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir”
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ ﴿٤﴾
Kezzebet semudu ve ´adun bilkari´ati
“Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar”
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواْ بِٱلطَّاغِيَةِ ﴿٥﴾
Feemma semudu feuhliku bittağıyeti
“Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi”
وَأَمَّا عَادࣱ فَأُهۡلِكُواْ بِرِيحࣲ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةࣲ ﴿٦﴾
Ve emma ´adun feuhliku birıyhın sarsarin ´atiyetin
“Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi”
سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالࣲ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومࣰ اۖ فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةࣲ ﴿٧﴾
Sahhareha ´aleyhim seb´a leyalin ve semaniyete eyyamin husumen feterelkavme fiyha sar´a keennehum a´cazu nahlin haviyetin
“Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün”
فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةࣲ ﴿٨﴾
Fehel tera hehum min bakıyetin
“Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün”
وَجَآءَ فِرۡعَوۡنُ وَمَن قَبۡلَهُۥ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتُ بِٱلۡخَاطِئَةِ ﴿٩﴾
Ve cae fir´avnu ve men kablehu velmu´tefikatu bilhatıeti
“Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi”
فَعَصَوۡاْ رَسُولَ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَهُمۡ أَخۡذَةࣰ رَّابِيَةً ﴿١٠﴾
Fe´asav resule rabbihim feehazehum ahzeten rabiyeten
“Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı”
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلۡمَآءُ حَمَلۡنَٰكُمۡ فِي ٱلۡجَارِيَةِ ﴿١١﴾
İnna lemma tağalmau hamelnakum fiylcariyeti
“Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır”
لِنَجۡعَلَهَا لَكُمۡ تَذۡكِرَةࣰ وَتَعِيَهَآ أُذُنࣱ وَٰعِيَةࣱ ﴿١٢﴾
Linec´aleha lekum tezkireten ve te´ıyeha uzunun va´ıyetun
“Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır”
فَإِذَا نُفِخَ فِي ٱلصُّورِ نَفۡخَةࣱ وَٰحِدَةࣱ ﴿١٣﴾
Feiza nufiha fiysuri nefhatun vahıdetun
“Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar”
وَحُمِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ ﴿١٤﴾
Ve humiletil´ardu velcibalu fedukketa dekketen vahıdeten
“Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar”
فَيَوۡمَئِذࣲ وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ ﴿١٥﴾
Feyevmeizin veka´atilvakı´atu
“Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar”
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِيَ يَوۡمَئِذࣲ وَاهِيَةࣱ ﴿١٦﴾
Venşakkatissema´u fehiye yevmeizin vahiyetun
“Gök yarılır; o gün düzeni bozulur”
وَٱلۡمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرۡجَآئِهَاۚ وَيَحۡمِلُ عَرۡشَ رَبِّكَ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ ثَمَٰنِيَةࣱ ﴿١٧﴾
Velmeleku ´ala ercaiha ve yahmilu ´arşe rabbike fevkahum yevmeizin semaniyetun
“Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir”
يَوۡمَئِذࣲ تُعۡرَضُونَ لَا تَخۡفَىٰ مِنكُمۡ خَافِيَةࣱ ﴿١٨﴾
Yevmeizin tu´radune la tahfa minkum hafiyetun
“O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz”
فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقۡرَءُواْ كِتَٰبِيَهۡ ﴿١٩﴾
Feemma men utiye kitabehu bi yemiynihi feyekulu haumu´krau kitabiyeh
“Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der”
إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَٰقٍ حِسَابِيَهۡ ﴿٢٠﴾
İnniy zanentu enniy mulakın hısabiyeh
“Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der”
فَهُوَ فِي عِيشَةࣲ رَّاضِيَةࣲ ﴿٢١﴾
Fehuve fiy ´ıyşetin radıyetin
“Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir”
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةࣲ ﴿٢٢﴾
Fiy cennetin ´aliyetin
“Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir”
قُطُوفُهَا دَانِيَةࣱ ﴿٢٣﴾
Kutufuha daniyetun
“Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir”
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَآ أَسۡلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡأَيَّامِ ٱلۡخَالِيَةِ ﴿٢٤﴾
Kulu veşrebu heniyen bima esleftum fiyl´eyyamilhaliyeti
“Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz”
وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُوتَ كِتَٰبِيَهۡ ﴿٢٥﴾
Ve emma men utiye kitabehu bişimalihi feyekulu ya leyteniy lem ute kitabiyeh
“Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der”
وَلَمۡ أَدۡرِ مَا حِسَابِيَهۡ ﴿٢٦﴾
Ve lem edri ma hısabiyeh
“Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der”
يَٰلَيۡتَهَا كَانَتِ ٱلۡقَاضِيَةَ ﴿٢٧﴾
Ya leyteha kanetilkadıyete
“Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der”
مَآ أَغۡنَىٰ عَنِّي مَالِيَهۡۜ ﴿٢٨﴾
Ma ağna ´anniy maliyeh
“Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der”
هَلَكَ عَنِّي سُلۡطَٰنِيَهۡ ﴿٢٩﴾
Heleke ´anniy sultaniyeh
“Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der”
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ ﴿٣٠﴾
Huzuhu feğulluhu
“İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın”
ثُمَّ ٱلۡجَحِيمَ صَلُّوهُ ﴿٣١﴾
Summel cehıyme salluhu
“Sonra cehenneme yaslayın”
ثُمَّ فِي سِلۡسِلَةࣲ ذَرۡعُهَا سَبۡعُونَ ذِرَاعࣰ ا فَٱسۡلُكُوهُ ﴿٣٢﴾
Summe fiy silsi letin zer´uha seb´une zira´an feslukuhu
“Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun”
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿٣٣﴾
İnnehu kane la yu´minu billahil´a zıymi
“Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı”
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ ﴿٣٤﴾
Ve la yehuddu ´ala ta´amil miskiyni
“Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi”
فَلَيۡسَ لَهُ ٱلۡيَوۡمَ هَٰهُنَا حَمِيمࣱ ﴿٣٥﴾
Feleyse lehulyevme hahuna hamiymun
“Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur”
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنۡ غِسۡلِينࣲ ﴿٣٦﴾
Ve la ta´amun illa min ğısliynin
“Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur”
لَّا يَأۡكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡخَٰطِـُٔونَ ﴿٣٧﴾
La ye´kuluhu illelhatıune
“Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur”
فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَا تُبۡصِرُونَ ﴿٣٨﴾
Fela uksimu bima tubsırune
“Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür”
وَمَا لَا تُبۡصِرُونَ ﴿٣٩﴾
Ve ma la tubsırune
“Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür”
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولࣲ كَرِيمࣲ ﴿٤٠﴾
İnnehu lekavlu resulin keriymin
“Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür”
وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تُؤۡمِنُونَ ﴿٤١﴾
Ve ma huve bikavli şa´ırin kaliylen ma tu´minune
“O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz”
وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَذَكَّرُونَ ﴿٤٢﴾
Ve la bilkavli kahinin kaliylen ma tezekkerune
“Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz”
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿٤٣﴾
Tenziylun min rabbil´alemiyne
“Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir”
وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ ٱلۡأَقَاوِيلِ ﴿٤٤﴾
Velev tekavvele ´aleyna ba´dal´ekaviyli
“Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık”
لَأَخَذۡنَا مِنۡهُ بِٱلۡيَمِينِ ﴿٤٥﴾
Leehazna minhu bilyemiyni
“Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık”
ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ ٱلۡوَتِينَ ﴿٤٦﴾
Summe lekata´na minhulvetiyne
“Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık”
فَمَا مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ عَنۡهُ حَٰجِزِينَ ﴿٤٧﴾
Fema minkum min ehadin ´anhu haciziyne
“Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız”
وَإِنَّهُۥ لَتَذۡكِرَةࣱ لِّلۡمُتَّقِينَ ﴿٤٨﴾
Ve innehu letezkiretun lilmuttekıyne
“Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür”
وَإِنَّا لَنَعۡلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ ﴿٤٩﴾
Ve inna lena´lemu enne minkum mukezzibiyne
“İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz”
وَإِنَّهُۥ لَحَسۡرَةٌ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ ﴿٥٠﴾
Ve innehu lehasretun ´alelkafiriyne
“Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür”
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلۡيَقِينِ ﴿٥١﴾
Ve innehu lehakkulyakıyni
“O, şüphesiz kesin gerçektir”
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ ﴿٥٢﴾
Fesebbih bismi rabbikel´azıymi
“Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et”
Hâkka sûresi Kur’an-ı Kerim’in 69. sûresidir; adı “Gerçekleşecek Olan” anlamına gelir. 52 ayetten oluşur, Mekke döneminde inmiştir ve Mushaf’ta 29. cüzde, 566. sayfada başlar.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Sesli okuma: Mishary Rashid Alafasy. Ayetlerin yanındaki numaraya dokunarak o ayetin kendi sayfasına gidebilir, oradan paylaşabilirsiniz.