سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابࣲ وَاقِعࣲ ﴿١﴾
Seele sailun bi´azabin vakı´ın
“Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor”
Örnek: şifa duası, salavat, sabah zikri
Açıklama: Kısa ve ezberlemesi kolay bir salavattır. Peygamber Efendimiz’in şanına layık bir salât dileğini ifade eder. Dua Metni: اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا يَنْبَغِي لِشَرَفِ…
“İşçinin ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.”
İbn Mâce, Rühûn 4سُوْرَةُ الْمَعَارِجِ
Yükselme Yolları · Mekke’de inmiştir · 44 ayet · 29. cüz · 568. sayfa
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابࣲ وَاقِعࣲ ﴿١﴾
Seele sailun bi´azabin vakı´ın
“Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor”
لِّلۡكَٰفِرِينَ لَيۡسَ لَهُۥ دَافِعࣱ ﴿٢﴾
Lilkafirne leyse lehu dafi´un
“Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor”
مِّنَ ٱللَّهِ ذِي ٱلۡمَعَارِجِ ﴿٣﴾
Minallahi ziylme´arici
“Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor”
تَعۡرُجُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمࣲ كَانَ مِقۡدَارُهُۥ خَمۡسِينَ أَلۡفَ سَنَةࣲ ﴿٤﴾
Ta´ruculmelaiketu verruhu ileyhi fiy yevmin kane mikdaruhu hamsiyne elfe senetin
“Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler”
فَٱصۡبِرۡ صَبۡرࣰ ا جَمِيلًا ﴿٥﴾
Fasbir sabren cemiylen
“Güzel güzel sabret”
إِنَّهُمۡ يَرَوۡنَهُۥ بَعِيدࣰ ا ﴿٦﴾
İnnehum yerevnehu be´ıyden
“Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar”
وَنَرَىٰهُ قَرِيبࣰ ا ﴿٧﴾
Ve nerahu kariyben
“Ama biz onu yakın görmekteyiz”
يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِ ﴿٨﴾
Yevme tekunussema´u kelmuhli
“Gök, o gün, erimiş maden gibi olur”
وَتَكُونُ ٱلۡجِبَالُ كَٱلۡعِهۡنِ ﴿٩﴾
Ve tekunulcibalu kel´ıhni
“Dağlar da atılmış pamuğa döner”
وَلَا يَسۡـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمࣰ ا ﴿١٠﴾
Ve la yes´elu hamiymun hamiymen
“Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz”
يُبَصَّرُونَهُمۡۚ يَوَدُّ ٱلۡمُجۡرِمُ لَوۡ يَفۡتَدِي مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِئِذِۭ بِبَنِيهِ ﴿١١﴾
Yubassarunehum yeveddulmucrimu lev yeftediy min ´azabi yevmeizin bibeniyhi
“Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister”
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ ﴿١٢﴾
Ve sahıbetihi ve ehıyhi
“Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister”
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِي تُـٔۡوِيهِ ﴿١٣﴾
Ve fasıyletihilletiy tu´viyhi
“Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister”
وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا ثُمَّ يُنجِيهِ ﴿١٤﴾
Ve men fiyl´ardı cemiy´an summe yunciyhi
“Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister”
كَلَّآۖ إِنَّهَا لَظَىٰ ﴿١٥﴾
Kella inneha leza
“Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır”
نَزَّاعَةࣰ لِّلشَّوَىٰ ﴿١٦﴾
Nezza´aten lişşeva
“Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır”
تَدۡعُواْ مَنۡ أَدۡبَرَ وَتَوَلَّىٰ ﴿١٧﴾
Ted´u men edbere ve tevella
“Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır”
وَجَمَعَ فَأَوۡعَىٰٓ ﴿١٨﴾
Ve cema´a feev´a
“Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır”
۞إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا ﴿١٩﴾
İnnel´insane hulika helu´an
“İnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır”
إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعࣰ ا ﴿٢٠﴾
İza messehuşşerru cezu´an
“Başına bir fenalık gelince feryat eder”
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا ﴿٢١﴾
Ve iza messehulhayru menu´an
“Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder”
إِلَّا ٱلۡمُصَلِّينَ ﴿٢٢﴾
İllelmusalliyne
“Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir”
ٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ دَآئِمُونَ ﴿٢٣﴾
Elleziynehum ´ala salatihim daimune
“Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir”
وَٱلَّذِينَ فِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقࣱّ مَّعۡلُومࣱ ﴿٢٤﴾
Velleziyne fiy emvalihim hakkun ma´lumun
“Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir”
لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ ﴿٢٥﴾
Lissaili velmahrumi
“Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir”
وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ ﴿٢٦﴾
Velleziyne yusaddikune biyevmiddiyni
“Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir”
وَٱلَّذِينَ هُم مِّنۡ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشۡفِقُونَ ﴿٢٧﴾
Velleziyne hum min ´azabi rabbihim muşrikune
“Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir”
إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمۡ غَيۡرُ مَأۡمُونࣲ ﴿٢٨﴾
İnne ´azabe rabbihim ğayru me´munin
“Doğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir”
وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَ ﴿٢٩﴾
Velleziyne hum lifurucihim hafizune
“Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler”
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَ ﴿٣٠﴾
İlla ´ala ezvacihim ev ma meleket eymanuhum feinnehum ğayru melumiyne
“Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler”
فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَ ﴿٣١﴾
Femenibteğa verae zalike feulaike humul´adune
“Bu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir”
وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَ ﴿٣٢﴾
Velleziyne hum liemanatihim ve ´ahdihim ra´une
“Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler”
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمۡ قَآئِمُونَ ﴿٣٣﴾
Velleziyne hum bişehadatihim kaimune
“Şahidliklerini gereği gibi yapanlar”
وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَ ﴿٣٤﴾
Velleziyne hum ´ala salatihim yuhafizune
“Namazlarına riayet edenler”
أُوْلَٰٓئِكَ فِي جَنَّٰتࣲ مُّكۡرَمُونَ ﴿٣٥﴾
Ulaike fiy cennatin mukremune
“İşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir”
فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قِبَلَكَ مُهۡطِعِينَ ﴿٣٦﴾
Femalilleziyne keferu kıbeleke muhtı´ıyne
“İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar”
عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ ﴿٣٧﴾
Anilyemiyni ve ´anişşimali ´ıziyne
“İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar”
أَيَطۡمَعُ كُلُّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ أَن يُدۡخَلَ جَنَّةَ نَعِيمࣲ ﴿٣٨﴾
Eyatme´u kullumriin minhum en yudhale cennete na´ıymin
“Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor”
كَلَّآۖ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّمَّا يَعۡلَمُونَ ﴿٣٩﴾
Kella inna halaknahum mimma ya´lemune
“Hayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır”
فَلَآ أُقۡسِمُ بِرَبِّ ٱلۡمَشَٰرِقِ وَٱلۡمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ ﴿٤٠﴾
Fela uksimu birabbilmeşarikı velmeğaribi inna likadirune
“Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez”
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ ﴿٤١﴾
Ala en nubeddile hayren minhum ve ma nahnu bimesbukıyne
“Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez”
فَذَرۡهُمۡ يَخُوضُواْ وَيَلۡعَبُواْ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ ﴿٤٢﴾
Fezerhum yehudu ve yel´adune
“Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar”
يَوۡمَ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ سِرَاعࣰ ا كَأَنَّهُمۡ إِلَىٰ نُصُبࣲ يُوفِضُونَ ﴿٤٣﴾
Yevme yahrucune minel´ecdasi sira´an keennehum ila nusubin yufidune
“Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür”
خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۚ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ ﴿٤٤﴾
Haşi´aten ebsaruhum terhekuhum zilletun zalikelyevmulleziy kanu yu´adune
“Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür”
Meâric sûresi Kur’an-ı Kerim’in 70. sûresidir; adı “Yükselme Yolları” anlamına gelir. 44 ayetten oluşur, Mekke döneminde inmiştir ve Mushaf’ta 29. cüzde, 568. sayfada başlar.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Sesli okuma: Mishary Rashid Alafasy. Ayetlerin yanındaki numaraya dokunarak o ayetin kendi sayfasına gidebilir, oradan paylaşabilirsiniz.