يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمُدَّثِّرُ ﴿١﴾
Ya eyyuhelmuddessiru
“Ey örtüye bürünen”
Örnek: şifa duası, salavat, sabah zikri
Açıklama: Kısa ve ezberlemesi kolay bir salavattır. Peygamber Efendimiz’in şanına layık bir salât dileğini ifade eder. Dua Metni: اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا يَنْبَغِي لِشَرَفِ…
“İşçinin ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.”
İbn Mâce, Rühûn 4سُوْرَةُ الْمُدَّثِّرِ
Bürünüp Sarınan · Mekke’de inmiştir · 56 ayet · 29. cüz · 575. sayfa
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمُدَّثِّرُ ﴿١﴾
Ya eyyuhelmuddessiru
“Ey örtüye bürünen”
قُمۡ فَأَنذِرۡ ﴿٢﴾
Kum feenzir
“Kalk da uyar”
وَرَبَّكَ فَكَبِّرۡ ﴿٣﴾
Ve rabbeke fekebbir
“Rabbini yücelt”
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرۡ ﴿٤﴾
Ve siyabeke fetahhir
“Giydiklerini temiz tut”
وَٱلرُّجۡزَ فَٱهۡجُرۡ ﴿٥﴾
Verrucze fehcur
“Kötü şeyleri terke devam et”
وَلَا تَمۡنُن تَسۡتَكۡثِرُ ﴿٦﴾
Ve la temnun testeksiru
“Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma”
وَلِرَبِّكَ فَٱصۡبِرۡ ﴿٧﴾
Ve lirabbike fasbir
“Rabbin için sabret”
فَإِذَا نُقِرَ فِي ٱلنَّاقُورِ ﴿٨﴾
Feiza nukıre fiynnakuri
“Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür”
فَذَٰلِكَ يَوۡمَئِذࣲ يَوۡمٌ عَسِيرٌ ﴿٩﴾
Fezalike yevmeizin yevmun ´asiyrun
“Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür”
عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ غَيۡرُ يَسِيرࣲ ﴿١٠﴾
´Alelkafiriyne ğayru yesiyrin
“Sura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür”
ذَرۡنِي وَمَنۡ خَلَقۡتُ وَحِيدࣰ ا ﴿١١﴾
Zernuy ve men halaktu ve hıyden
“Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak”
وَجَعَلۡتُ لَهُۥ مَالࣰ ا مَّمۡدُودࣰ ا ﴿١٢﴾
Ve ce´altu lehu malen memduden
“Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak”
وَبَنِينَ شُهُودࣰ ا ﴿١٣﴾
Ve beniyne şuhuden
“Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak”
وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمۡهِيدࣰ ا ﴿١٤﴾
Ve mehhedtu lehu temhiyden
“Tek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak”
ثُمَّ يَطۡمَعُ أَنۡ أَزِيدَ ﴿١٥﴾
Summe yatme´u en eziyde
“Bir de verdiğim nimetten artırmamı umar”
كَلَّآۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِأٓيَٰتِنَا عَنِيدࣰ ا ﴿١٦﴾
Kella innehu kane liayatina ´aniyden
“Hayır; hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı son derece inatçıdır”
سَأُرۡهِقُهُۥ صَعُودًا ﴿١٧﴾
Seurhikuhu sa´uden
“Onu sarp bir yokuşa sardıracağım”
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ ﴿١٨﴾
İnnehu fekkere ve kaddere
“Çünkü o, düşündü, ölçtü biçti”
فَقُتِلَ كَيۡفَ قَدَّرَ ﴿١٩﴾
Fekutile keyfe kaddere
“Canı çıkası, ne biçim ölçüp biçti”
ثُمَّ قُتِلَ كَيۡفَ قَدَّرَ ﴿٢٠﴾
Summe kutile keyfe kaddere
“Canı çıkası; sonra yine ne biçim ölçüp biçti”
ثُمَّ نَظَرَ ﴿٢١﴾
Summe nezare
“Sonra baktı”
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ ﴿٢٢﴾
Summe ´abese ve besere
“Sonra kaşlarını çattı, suratını aştı”
ثُمَّ أَدۡبَرَ وَٱسۡتَكۡبَرَ ﴿٢٣﴾
Summe edbere vestekbere
“Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı”
فَقَالَ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرࣱ يُؤۡثَرُ ﴿٢٤﴾
Fekale in haza illa sıhrun yu´seru
“Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi”
إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا قَوۡلُ ٱلۡبَشَرِ ﴿٢٥﴾
İn haza illa kavlulbeşeri
“Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi”
سَأُصۡلِيهِ سَقَرَ ﴿٢٦﴾
Seusliyhi sekare
“İşte bu adamı yakıcı bir ateşe yaslayacağım”
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا سَقَرُ ﴿٢٧﴾
Ve ma edrake ma sekaru
“Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerden bilirsin”
لَا تُبۡقِي وَلَا تَذَرُ ﴿٢٨﴾
La tubkıy ve la tezeru
“O, ne geri bırakır ne de azabdan vazgeçer”
لَوَّاحَةࣱ لِّلۡبَشَرِ ﴿٢٩﴾
Levvahatun lilbeşeri
“İnsanın derisini kavurur”
عَلَيۡهَا تِسۡعَةَ عَشَرَ ﴿٣٠﴾
´Aleyha tis´ate ´aşere
“Orada ondokuz bekçi vardır”
وَمَا جَعَلۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةࣰۖ وَمَا جَعَلۡنَا عِدَّتَهُمۡ إِلَّا فِتۡنَةࣰ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ لِيَسۡتَيۡقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَيَزۡدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِيمَٰنࣰ ا وَلَا يَرۡتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ وَٱلۡكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلࣰ اۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَمَا يَعۡلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَۚ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكۡرَىٰ لِلۡبَشَرِ ﴿٣١﴾
Ve ma ce´alna ashabennari illa melaiketen ve ma ce´alna ´ıddetehum illa fitneten lilleziyne keferu liyesteykınelleziyne utulkitabe ve yezdadelleziyne amenu iymanen ve la yertabelleziyne utulkitabe velmu´minune ve liyekulelleziyne fiy kulubihim meredun velkafirune maza eradallahu bihaza meselen kezalike yudillullahu men yeşa´u ve ma ya´lemu cunude rabbike illa huve ve ma hiye illa zikra lilbeşeri
“Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkar edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: "Allah bu misalle neyi muradetti?" desinler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir”
كَلَّا وَٱلۡقَمَرِ ﴿٣٢﴾
Kella velkameri
“Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir”
وَٱلَّيۡلِ إِذۡ أَدۡبَرَ ﴿٣٣﴾
Velleyli iz edbede
“Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir”
وَٱلصُّبۡحِ إِذَآ أَسۡفَرَ ﴿٣٤﴾
Vessubhı iza esfere
“Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir”
إِنَّهَا لَإِحۡدَى ٱلۡكُبَرِ ﴿٣٥﴾
İnneha leıhdelkuberi
“Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir”
نَذِيرࣰ ا لِّلۡبَشَرِ ﴿٣٦﴾
Neziyren lilbeşeri
“Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir”
لِمَن شَآءَ مِنكُمۡ أَن يَتَقَدَّمَ أَوۡ يَتَأَخَّرَ ﴿٣٧﴾
Limen şae minkum en yetekaddeme ev yeteahhare
“Hayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir”
كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا كَسَبَتۡ رَهِينَةٌ ﴿٣٨﴾
Kullu nefsin bima kesebet rehiynetun
“Herkes kazancına bağlı bir rehindir”
إِلَّآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡيَمِينِ ﴿٣٩﴾
İlla ashabelyemiyni
“Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar”
فِي جَنَّٰتࣲ يَتَسَآءَلُونَ ﴿٤٠﴾
Fiy cennatin yetesaelune
“Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar”
عَنِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ﴿٤١﴾
´Anilmucrimiyne
“Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar”
مَا سَلَكَكُمۡ فِي سَقَرَ ﴿٤٢﴾
Ma selekekum fiy sekare
“Ancak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar”
قَالُواْ لَمۡ نَكُ مِنَ ٱلۡمُصَلِّينَ ﴿٤٣﴾
Kalu lem neku minelmusalliyne
“Onlar derler ki: "Namaz kılanlardan değildik”
وَلَمۡ نَكُ نُطۡعِمُ ٱلۡمِسۡكِينَ ﴿٤٤﴾
Ve lem neku nut´ı mulmiskiyne
“Düşkün kimseyi doyurmuyorduk”
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلۡخَآئِضِينَ ﴿٤٥﴾
Ve kunna nehudu me´alhaidıyne
“Batıla dalanlarla biz de dalardık”
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ ﴿٤٦﴾
Ve kunna nukezzibu biyevmiddiyni
“Ceza gününü yalanlardık”
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلۡيَقِينُ ﴿٤٧﴾
Hatta etanelyekıynu
“Ölüm bize o haldeyken geldi”
فَمَا تَنفَعُهُمۡ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ ﴿٤٨﴾
Fema tenfe´uhum şefa´atuşşafi´ıyne
“Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez”
فَمَا لَهُمۡ عَنِ ٱلتَّذۡكِرَةِ مُعۡرِضِينَ ﴿٤٩﴾
Fema lehum ´anittezkireti mu´ridıyne
“Öyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar”
كَأَنَّهُمۡ حُمُرࣱ مُّسۡتَنفِرَةࣱ ﴿٥٠﴾
Keennehum humurun mustenfiretun
“Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler”
فَرَّتۡ مِن قَسۡوَرَةِۭ ﴿٥١﴾
Ferret min kasveretin
“Aslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler”
بَلۡ يُرِيدُ كُلُّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ أَن يُؤۡتَىٰ صُحُفࣰ ا مُّنَشَّرَةࣰ ﴿٥٢﴾
Bel yuriydu kullumriin minhum en yu´ta suhufen muneşşereten
“Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister”
كَلَّاۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلۡأٓخِرَةَ ﴿٥٣﴾
Kella bella yehafunel´ahırete
“Hayır; daha doğrusu ahiretten korkmazlar”
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذۡكِرَةࣱ ﴿٥٤﴾
Kella innehu tezkiretun
“Hayır; şüphesiz bu Kuran bir öğüttür”
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ ﴿٥٥﴾
Femen şae zekerehu
“Dileyen kimse öğüt alır”
وَمَا يَذۡكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ هُوَ أَهۡلُ ٱلتَّقۡوَىٰ وَأَهۡلُ ٱلۡمَغۡفِرَةِ ﴿٥٦﴾
Ve ma yezkurune illa en yeşaallahu huve ehluttakva ve ehlulmağfireti
“Allah dilemeksizin öğüt alamazlar. O, kendisinden korkulmaya daha layıktır ve bağışlamaya daha ehildir”
Müddessir sûresi Kur’an-ı Kerim’in 74. sûresidir; adı “Bürünüp Sarınan” anlamına gelir. 56 ayetten oluşur, Mekke döneminde inmiştir ve Mushaf’ta 29. cüzde, 575. sayfada başlar.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Sesli okuma: Mishary Rashid Alafasy. Ayetlerin yanındaki numaraya dokunarak o ayetin kendi sayfasına gidebilir, oradan paylaşabilirsiniz.