عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ﴿١﴾
Amme yetesaelune
“Neyi soruşturuyorlar”
Örnek: şifa duası, salavat, sabah zikri
Açıklama: Kısa ve ezberlemesi kolay bir salavattır. Peygamber Efendimiz’in şanına layık bir salât dileğini ifade eder. Dua Metni: اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا يَنْبَغِي لِشَرَفِ…
“İşçinin ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.”
İbn Mâce, Rühûn 4سُوْرَةُ النَّبَاِ
Haber · Mekke’de inmiştir · 40 ayet · 30. cüz · 582. sayfa
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ ﴿١﴾
Amme yetesaelune
“Neyi soruşturuyorlar”
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلۡعَظِيمِ ﴿٢﴾
Aninnebeil´azıymi
“Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi”
ٱلَّذِي هُمۡ فِيهِ مُخۡتَلِفُونَ ﴿٣﴾
Elleziy hum fiyhi muhtelifune
“Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri, büyük bir olay olan tekrar dirilme haberini mi”
كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ﴿٤﴾
Kella seya´lemune
“Hayır; şüphesiz görüp bileceklerdir”
ثُمَّ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ ﴿٥﴾
Sümme kella seya´lemune
“Yine hayır; elbette görüp bileceklerdir”
أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ مِهَٰدࣰ ا ﴿٦﴾
Elem nec´alil´arda mihaden
“Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı”
وَٱلۡجِبَالَ أَوۡتَادࣰ ا ﴿٧﴾
Velcibale evtaden
“Biz yeryüzünü bir beşik, dağları da onun için birer direk kılmadık mı”
وَخَلَقۡنَٰكُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا ﴿٨﴾
Ve halaknakum ezvacen
“Sizi çift çift yarattık”
وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتࣰ ا ﴿٩﴾
Ve ce´alna nevmekum subaten
“Uykunuzu dinlenme vakti kıldık”
وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسࣰ ا ﴿١٠﴾
Ve ce´alnelleyle libasen
“Geceyi bir örtü yaptık”
وَجَعَلۡنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشࣰ ا ﴿١١﴾
Ve ce´alnennehare me´aşen
“Gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık”
وَبَنَيۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعࣰ ا شِدَادࣰ ا ﴿١٢﴾
Ve beneyna fevkakum seb´an şidaden
“Üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik”
وَجَعَلۡنَا سِرَاجࣰ ا وَهَّاجࣰ ا ﴿١٣﴾
Ve ce´alna siracen vehhacen
“Parlak ışık veren güneşi varettik”
وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡمُعۡصِرَٰتِ مَآءࣰ ثَجَّاجࣰ ا ﴿١٤﴾
Ve enzelna minelmu´sırati maen seccacen
“Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık”
لِّنُخۡرِجَ بِهِۦ حَبࣰّ ا وَنَبَاتࣰ ا ﴿١٥﴾
Linuhrice bihi habben ve nebaten
“Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık”
وَجَنَّٰتٍ أَلۡفَافًا ﴿١٦﴾
Ve cennatin elfafen
“Taneler, bitkiler, ağaçları sarmaş dolaş bahçeler yetiştirmek için, yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur yağdırdık”
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَٰتࣰ ا ﴿١٧﴾
İnne yevmelfasli kane miykaten
“Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir”
يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِ فَتَأۡتُونَ أَفۡوَاجࣰ ا ﴿١٨﴾
Yevme yunfehu fiyssuri fete´tune efvacen
“Sura üfürüldüğü gün hepiniz bölük bölük gelirsiniz”
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ أَبۡوَٰبࣰ ا ﴿١٩﴾
Ve futihatissemau fekanet ebvaben
“Gökler kapı kapı açılacaktır”
وَسُيِّرَتِ ٱلۡجِبَالُ فَكَانَتۡ سَرَابًا ﴿٢٠﴾
Ve suyyiretilcibalu fekanet seraben
“Dağlar yürütülüp serap olacaktır”
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتۡ مِرۡصَادࣰ ا ﴿٢١﴾
İnne cehenneme kanet mirsaden
“Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır”
لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابࣰ ا ﴿٢٢﴾
Littağıyne meaben
“Cehennem, yalnız azgınları bekleyen yerdir. Dönecekleri yer orasıdır”
لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحۡقَابࣰ ا ﴿٢٣﴾
Labisiyne fiyha ahkaben
“Orada çağlar boyunca (nice devirler) kalacaklardır”
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرۡدࣰ ا وَلَا شَرَابًا ﴿٢٤﴾
La yezukune fiyha berden ve la şeraben
“Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin”
إِلَّا حَمِيمࣰ ا وَغَسَّاقࣰ ا ﴿٢٥﴾
İlla hamiymen ve ğassakan
“Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin”
جَزَآءࣰ وِفَاقًا ﴿٢٦﴾
Cezaen vifakan
“Orada ne serinlik ne de içilecek bir şey tatmazlar; sadece kaynar su ve irin”
إِنَّهُمۡ كَانُواْ لَا يَرۡجُونَ حِسَابࣰ ا ﴿٢٧﴾
İnnehum kanu la yercune hısaben
“Çünkü onlar, hesaba çekileceklerini sanmazlardı”
وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابࣰ ا ﴿٢٨﴾
Ve kezzebu biayatina kizzaben
“Ayetlerimizi hep yalan sayıp dururlardı”
وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ كِتَٰبࣰ ا ﴿٢٩﴾
Ve kulle şey´in ahsaynahü kitaben
“Biz de herşeyi yazıp saymışızdır”
فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمۡ إِلَّا عَذَابًا ﴿٣٠﴾
Fezuku felen neziydekum illa ´azaben
“Şöyle deriz: "Artık tadınız, bundan böyle size azabdan başka bir şey artırmayız”
إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا ﴿٣١﴾
İnne lilmuttekıyne mefazen
“Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır”
حَدَآئِقَ وَأَعۡنَٰبࣰ ا ﴿٣٢﴾
Hadaika ve a´naben
“Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır”
وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابࣰ ا ﴿٣٣﴾
Ve keva´ıbe etraben
“Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır”
وَكَأۡسࣰ ا دِهَاقࣰ ا ﴿٣٤﴾
Ve ke´sen dihakan
“Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, bahçeler, bağlar, yaşıtlar ve dolu kadehler vardır”
لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا كِذَّٰبࣰ ا ﴿٣٥﴾
La yesme´une fiyha lağven ve la kizzaben
“Orada boş ve yalan söz işitmezler”
جَزَآءࣰ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابࣰ ا ﴿٣٦﴾
Cezaen min rabbike ´ataen hısaben
“Bunlar Rabbinin katından, hesabları karşılığı verilenlerdir”
رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلرَّحۡمَٰنِۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابࣰ ا ﴿٣٧﴾
Rabbissemavati vel´ardı ve ma beynehumerrahmani la yemlikune minhu hıtaben
“O, göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. O, önünde kimsenin konuşmayacağı Rahman olan Allah'tır”
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ صَفࣰّ اۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَقَالَ صَوَابࣰ ا ﴿٣٨﴾
Yevme yekumurruhu velmelaiketu saffen la yetekellemune illa men ezine lehurrahmanu ve kale savaben
“Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahman olan Allah'ın izni olmadan kimse konuşamayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir”
ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا ﴿٣٩﴾
Zalikelyevmulhakku femen şaettehaze ila rabbihi meaben
“İşte gerçek gün budur. Dileyen kimse, Rabbine götürecek bir yol benimser”
إِنَّآ أَنذَرۡنَٰكُمۡ عَذَابࣰ ا قَرِيبࣰ ا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ تُرَٰبَۢا ﴿٤٠﴾
İnna enzernakum ´azaben kariyben yevme yenzurulmer´u ma kaddemet yedahu ve yekululkafiru ya leyteniy kuntu turaben
“Sizi, yakın gelecekteki bir azabla uyardık; o gün kişi elleriyle sunduğuna bakar ve inkarcı da: "Keşke toprak olaydım" der”
Nebe' sûresi Kur’an-ı Kerim’in 78. sûresidir; adı “Haber” anlamına gelir. 40 ayetten oluşur, Mekke döneminde inmiştir ve Mushaf’ta 30. cüzde, 582. sayfada başlar.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Sesli okuma: Mishary Rashid Alafasy. Ayetlerin yanındaki numaraya dokunarak o ayetin kendi sayfasına gidebilir, oradan paylaşabilirsiniz.