وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرۡقࣰ ا ﴿١﴾
Vennazi´ati ğarken
“Canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara and olsun”
Örnek: şifa duası, salavat, sabah zikri
Açıklama: Kısa ve ezberlemesi kolay bir salavattır. Peygamber Efendimiz’in şanına layık bir salât dileğini ifade eder. Dua Metni: اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا يَنْبَغِي لِشَرَفِ…
“İşçinin ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.”
İbn Mâce, Rühûn 4سُوْرَةُ النَّازِعَاتِ
Söküp Çıkaranlar · Mekke’de inmiştir · 46 ayet · 30. cüz · 583. sayfa
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرۡقࣰ ا ﴿١﴾
Vennazi´ati ğarken
“Canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara and olsun”
وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشۡطࣰ ا ﴿٢﴾
Vennaşitati neştan
“Canları kolaylıkla alanlara and olsun”
وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبۡحࣰ ا ﴿٣﴾
Vessabihati sebhan
“Yüzüp yüzüp gidenlere and olsun”
فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبۡقࣰ ا ﴿٤﴾
Fessabikati sebkan
“Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun”
فَٱلۡمُدَبِّرَٰتِ أَمۡرࣰ ا ﴿٥﴾
Felmudebbirati emren
“Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun”
يَوۡمَ تَرۡجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ ﴿٦﴾
Yevme tercufurracifetu
“O gün bir sarsıntı sarsar”
تَتۡبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ ﴿٧﴾
Tetbe´uherradifetu
“Peşinden bir diğeri gelir”
قُلُوبࣱ يَوۡمَئِذࣲ وَاجِفَةٌ ﴿٨﴾
Kulubun yevmeizin vacifetun
“O gün kalbler titrer”
أَبۡصَٰرُهَا خَٰشِعَةࣱ ﴿٩﴾
Ebsaruha haşi´atun
“İnsanların gözleri yere döner”
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرۡدُودُونَ فِي ٱلۡحَافِرَةِ ﴿١٠﴾
Yekulune einna lemerdudune fiylhafireti
“Derler ki: "Biz eski halimize mi döndürüleceğiz”
أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمࣰ ا نَّخِرَةࣰ ﴿١١﴾
Eiza kunna ´ızamen nehıreten
“Ufalanmış kemik olduğumuz zaman mı”
قَالُواْ تِلۡكَ إِذࣰ ا كَرَّةٌ خَاسِرَةࣱ ﴿١٢﴾
Kalu tilke izen kerretun hasiretun
“Derler ki: "O takdirde bu zararına bir dönüştür”
فَإِنَّمَا هِيَ زَجۡرَةࣱ وَٰحِدَةࣱ ﴿١٣﴾
Feinnema hiye zecretun vahıdetun
“Doğrusu bir tek çığlık yetecektir”
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ ﴿١٤﴾
Feiza hum bissahireti
“Hepsi hemen bir düzlüğe dökülecektir”
هَلۡ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ﴿١٥﴾
Hel etake hadiysu musa
“Musa'nın başından geçen olay sana geldi mi”
إِذۡ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلۡوَادِ ٱلۡمُقَدَّسِ طُوًى ﴿١٦﴾
İz nadahu rabbuhu bilvadilmukaddesi tuven
“Tuva'da, kutsal bir vadide, Rabbi ona şöyle hitap etmişti”
ٱذۡهَبۡ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ﴿١٧﴾
İzheb ila fir´avne innehu tağa
“Firavun'a git; doğrusu o azmıştır”
فَقُلۡ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ ﴿١٨﴾
Fekul hel leke ila en tezekka
“Ona de ki: Arınmağa niyetin var mı”
وَأَهۡدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخۡشَىٰ ﴿١٩﴾
Ve ehdiyeke ila rabbike fetahşa
“Rabbine giden yolu göstereyim ki O'na saygı duyup korkasın”
فَأَرَىٰهُ ٱلۡأٓيَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰ ﴿٢٠﴾
Feerahul´ayetelkubra
“Bunun üzerine ona en büyük mucizeyi gösterdi”
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ ﴿٢١﴾
Fekezzebe ve ´asa
“Ama Firavun yalanladı ve baş kaldırdı”
ثُمَّ أَدۡبَرَ يَسۡعَىٰ ﴿٢٢﴾
Summe edbere yes´a
“Geri dönüp yürüdü”
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ ﴿٢٣﴾
Fehaşere fenada
“Adamlarını toplayıp seslendi”
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلۡأَعۡلَىٰ ﴿٢٤﴾
Fekale ene rabbukumul´a´la
“Sizin en yüce rabbiniz benim" dedi”
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلۡأٓخِرَةِ وَٱلۡأُولَىٰٓ ﴿٢٥﴾
Feehazehullahu nekalel´ahıreti vel´ula
“Allah bunun üzerine onu dünya ve ahiret azabına uğrattı”
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَعِبۡرَةࣰ لِّمَن يَخۡشَىٰٓ ﴿٢٦﴾
İnne fiy zalike le´ubreten limen yahşa
“Doğrusu bunda Allah'tan korkan kimseye ders vardır”
ءَأَنتُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُۚ بَنَىٰهَا ﴿٢٧﴾
Eentum eşeddu halkan emissema´u benaha
“Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir”
رَفَعَ سَمۡكَهَا فَسَوَّىٰهَا ﴿٢٨﴾
Refe´a semkeha fesevvaha
“Sizi yaratmak mı daha zordur, yoksa göğü yaratmak mı? Ki onu Allah bina edip yükseltmiş ve ona şekil vermiştir”
وَأَغۡطَشَ لَيۡلَهَا وَأَخۡرَجَ ضُحَىٰهَا ﴿٢٩﴾
Ve ağtaşe leyleha ve ahrece duhaha
“Gecesini karanlık yapmış, gündüzünü aydınlatmıştır”
وَٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ ﴿٣٠﴾
Vel´arda ba´de zalike dehaha
“Ardından yeri düzenlemiştir”
أَخۡرَجَ مِنۡهَا مَآءَهَا وَمَرۡعَىٰهَا ﴿٣١﴾
Ahrece minha aeha ve mer´aha
“Suyunu ondan çıkarmış ve otlak yer meydana getirmiştir”
وَٱلۡجِبَالَ أَرۡسَىٰهَا ﴿٣٢﴾
Velcibale ersaha
“Dağları yerleştirmiştir”
مَتَٰعࣰ ا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ ﴿٣٣﴾
Meta´an lekum ve lien´amikum
“Bunları sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi için yapmıştır”
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلۡكُبۡرَىٰ ﴿٣٤﴾
Feiza caetittammetulkubra
“Güç yetirilemeyen en büyük baskın geldiği zaman, o gün, insan ne uğurda çalıştığını anlar”
يَوۡمَ يَتَذَكَّرُ ٱلۡإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ ﴿٣٥﴾
Yevme yetezekkerul´insanu ma se´a
“Güç yetirilemeyen en büyük baskın geldiği zaman, o gün, insan ne uğurda çalıştığını anlar”
وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ ﴿٣٦﴾
Ve burrizetilcehıymu limen yera
“Cehennem her bakanın göreceği şekilde gösterilir”
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ ﴿٣٧﴾
Feemma men tağa
“İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir”
وَءَاثَرَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ﴿٣٨﴾
Ve aserelhayateddunya
“İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir”
فَإِنَّ ٱلۡجَحِيمَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ ﴿٣٩﴾
Feinnelcahıyme hiyelme´va
“İşte, azıp da dünya hayatını tercih edenin varacağı yer şüphesiz cehennemdir”
وَأَمَّا مَنۡ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفۡسَ عَنِ ٱلۡهَوَىٰ ﴿٤٠﴾
Ve emma men hafe mekame rabbihi ve nehennefse ´anilheva
“Ama kim Rabbinin azametinden korkup da kendini kötülükten alıkoymuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir”
فَإِنَّ ٱلۡجَنَّةَ هِيَ ٱلۡمَأۡوَىٰ ﴿٤١﴾
Feinnelcennete hiyel me´va
“Ama kim Rabbinin azametinden korkup da kendini kötülükten alıkoymuşsa, varacağı yer şüphesiz cennettir”
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرۡسَىٰهَا ﴿٤٢﴾
Yes´eluneke ´anissa´ati eyyane mursaha
“Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar”
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكۡرَىٰهَآ ﴿٤٣﴾
Fiyme ente min zikraha
“Nerde senden onu anlatması”
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ ﴿٤٤﴾
İla rabbike muntehaha
“Onun bilgisi Rabbine aittir”
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخۡشَىٰهَا ﴿٤٥﴾
İnnema ente munziru men yahşaha
“Sen sadece kıyametten korkanı uyaransın”
كَأَنَّهُمۡ يَوۡمَ يَرَوۡنَهَا لَمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا عَشِيَّةً أَوۡ ضُحَىٰهَا ﴿٤٦﴾
Keennehum yevme yerevneha lem yelbesu illa ´aşiyyeten ev duhaha
“Kıyameti gördükleri gün dünyada ancak bir akşam yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış olduklarını sanırlar”
Nâziât sûresi Kur’an-ı Kerim’in 79. sûresidir; adı “Söküp Çıkaranlar” anlamına gelir. 46 ayetten oluşur, Mekke döneminde inmiştir ve Mushaf’ta 30. cüzde, 583. sayfada başlar.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Sesli okuma: Mishary Rashid Alafasy. Ayetlerin yanındaki numaraya dokunarak o ayetin kendi sayfasına gidebilir, oradan paylaşabilirsiniz.