وَٱلنَّجۡمِ إِذَا هَوَىٰ ﴿١﴾
Ven necmi iza heva
“Batmakta olan yıldıza and olsun ki”
Örnek: şifa duası, salavat, sabah zikri
Açıklama: Eve girerken okunan duadır. Hem girişin hem çıkışın hayırlı olmasını ister. Dua Metni: اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ خَيْرَ الْمَوْلِجِ وَخَيْرَ الْمَخْرَجِ، بِسْمِ اللّٰهِ وَلَجْنَا وَبِسْمِ اللّٰهِ خَرَجْنَا وَعَلَى…
“İşçinin ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.”
İbn Mâce, Rühûn 4سُوْرَةُ النَّجْمِ
Yıldız · Mekke’de inmiştir · 62 ayet · 27. cüz · 526. sayfa
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
وَٱلنَّجۡمِ إِذَا هَوَىٰ ﴿١﴾
Ven necmi iza heva
“Batmakta olan yıldıza and olsun ki”
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمۡ وَمَا غَوَىٰ ﴿٢﴾
Ma dalle sahıbukum ve ma ğava
“Arkadaşınız (Muhammed) sapmamış ve azmamıştır”
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلۡهَوَىٰٓ ﴿٣﴾
Ve ma yentıku anil heva
“O, kendiliğinden konuşmamaktadır”
إِنۡ هُوَ إِلَّا وَحۡيࣱ يُوحَىٰ ﴿٤﴾
İn huve illa vahyuy yuha
“Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahy iledir”
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلۡقُوَىٰ ﴿٥﴾
Allemehu şedidul kuva
“Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş”
ذُو مِرَّةࣲ فَٱسۡتَوَىٰ ﴿٦﴾
Zu mirrah festeva
“Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş”
وَهُوَ بِٱلۡأُفُقِ ٱلۡأَعۡلَىٰ ﴿٧﴾
Ve huve bil ufukıl a´la
“Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan Cebrail öğretmiştir; en yüksek ufukta iken doğruluvermiş”
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ ﴿٨﴾
Summe dena fe tedella
“Sonra yaklaşmış ve inmiştir”
فَكَانَ قَابَ قَوۡسَيۡنِ أَوۡ أَدۡنَىٰ ﴿٩﴾
Fe kane kabe kavseyni ev edna
“Araları iki yay aralığı kadar veya daha da yakın oldu”
فَأَوۡحَىٰٓ إِلَىٰ عَبۡدِهِۦ مَآ أَوۡحَىٰ ﴿١٠﴾
Fe evha ila abdihi ma evha
“Allah o anda kuluna vahyedeceğini etti”
مَا كَذَبَ ٱلۡفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ ﴿١١﴾
Ma kezebel fuadu ma raa
“Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı”
أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ ﴿١٢﴾
Efe tumarunehu ala ma yera
“Ey inkarcılar! Onun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız”
وَلَقَدۡ رَءَاهُ نَزۡلَةً أُخۡرَىٰ ﴿١٣﴾
Ve le kad raahu nezleten uhra
“And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür”
عِندَ سِدۡرَةِ ٱلۡمُنتَهَىٰ ﴿١٤﴾
Inde sidratil munteha
“And olsun ki o, Cebrail'i sınırın sonunda başka bir inişinde de görmüştür”
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلۡمَأۡوَىٰٓ ﴿١٥﴾
Indeha cennetul me´va
“Orada Me'va cenneti vardır”
إِذۡ يَغۡشَى ٱلسِّدۡرَةَ مَا يَغۡشَىٰ ﴿١٦﴾
İz yağşes sidrate ma yağşa
“Sidre'yi bürüyen bürüyordu”
مَا زَاغَ ٱلۡبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ ﴿١٧﴾
Ma zağal besaru ve ma tağa
“Gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı”
لَقَدۡ رَأَىٰ مِنۡ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ ﴿١٨﴾
Le kad raa min ayati rabbihil kubra
“And olsun ki Rabbinin varlığının büyük delillerini gördü”
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱللَّٰتَ وَٱلۡعُزَّىٰ ﴿١٩﴾
E fe raeytumul late vel uzza
“Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz”
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰٓ ﴿٢٠﴾
Ve menates salisetel uhra
“Ey inkarcılar! Şimdi Lat, Uzza ve bundan başka üçüncüleri olan Menat'ın ne olduğunu söyler misiniz”
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلۡأُنثَىٰ ﴿٢١﴾
E lekumuz zekeru ve lehul unsa
“Demek erkekler sizin, dişiler Allah'ın mı”
تِلۡكَ إِذࣰ ا قِسۡمَةࣱ ضِيزَىٰٓ ﴿٢٢﴾
Tilke izen kısmetun dıyza
“Öyleyse bu haksız bir paylaşma”
إِنۡ هِيَ إِلَّآ أَسۡمَآءࣱ سَمَّيۡتُمُوهَآ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلۡطَٰنٍۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهۡوَى ٱلۡأَنفُسُۖ وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلۡهُدَىٰٓ ﴿٢٣﴾
İn hiye illa esmaun semmeytumuh entum ve abaukum ma enzelellahu biha min sultan iy yettebiune illaz zane ve ma tehvel enfus ve le kad caehum mir rabbihimul huda
“Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir. Allah onları destekleyen bir delil indirmemiştir. Onlar sadece sanıya ve canlarının istediğine uymaktadırlar. Oysa onlara Rablerinden and olsun ki doğruluk rehberi gelmiştir”
أَمۡ لِلۡإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ ﴿٢٤﴾
Em lil insani ma temenna
“Yoksa, her umduğu şey insanın mıdır”
فَلِلَّهِ ٱلۡأٓخِرَةُ وَٱلۡأُولَىٰ ﴿٢٥﴾
Fe lillahil ahıratu ve ula
“Hayatın ilki de sonu da Allah'ındır”
۞وَكَم مِّن مَّلَكࣲ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغۡنِي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ أَن يَأۡذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرۡضَىٰٓ ﴿٢٦﴾
Ve kem mim melekin fis semavati la tuğni şefaatuhum şey´en illa mim ba´di ey ye´zenellahu li mey yeşau ve yerda
“Allah, dilediğine ve hoşnut olduğuna izin vermedikçe, göklerde bulunan nice meleklerin şefaati bir şeye yaramaz”
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ تَسۡمِيَةَ ٱلۡأُنثَىٰ ﴿٢٧﴾
İnnellezine la yu´minune bil ahırati le yusemmunel melaiket tesmiyetel unsa
“Doğrusu ahirete inanmayanlar, meleklere "dişi" adını takarlar”
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٍۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغۡنِي مِنَ ٱلۡحَقِّ شَيۡـࣰٔ ا ﴿٢٨﴾
Ve ma lehum bihi mim ılm iy yettebiune illez zann ve innez zanne la yuğni minel hakkı şey´a
“Oysa onların bu hususta bir bilgileri yoktur, sadece sanıya uyarlar. Sanı ise şüphesiz gerçeği ifade etmez”
فَأَعۡرِضۡ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكۡرِنَا وَلَمۡ يُرِدۡ إِلَّا ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا ﴿٢٩﴾
Fe a´rıd am men tevella an zikrina ve lem yurid illel hayated dunya
“Bizi anmaktan yüz çevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlere aldırma”
ذَٰلِكَ مَبۡلَغُهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱهۡتَدَىٰ ﴿٣٠﴾
Zalike mebleğuhum minel ılm inne rabbeke huve a´lemu bi men alle an sebilihi ve huve a´lemu bi menihteda
“Bu onların ulaştıkları bilginin seviyesini gösterir. Doğrusu Rabbin yolundan sapmış olanı pek iyi bilir, doğru yolda olanı da çok iyi bilir”
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔواْ بِمَا عَمِلُواْ وَيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ بِٱلۡحُسۡنَى ﴿٣١﴾
Ve lillahi ma fis semavati ve ma fil erdı li yecziyellezine esau bima amilu ve yecziyellezine ahsenu bil husna
“Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir”
ٱلَّذِينَ يَجۡتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلۡمَغۡفِرَةِۚ هُوَ أَعۡلَمُ بِكُمۡ إِذۡ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ وَإِذۡ أَنتُمۡ أَجِنَّةࣱ فِي بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمۡۖ فَلَا تُزَكُّوٓاْ أَنفُسَكُمۡۖ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ ﴿٣٢﴾
Ellezine yectenibune kebairal ismi vel fevahışe illel lemem inne rabbeke vasiul mağfirah huve a´lemu bi kum iz enşeekum minel erdı ve iz entum ecinnetun fi butuni ummehatikum fe la tuzekku enfusekum huve a´lemu bi menitteka
“Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ındır ki O, kötülük yapanlara işlerinin karşılığını verir; iyi davrananlara, ufak tefek kabahatleri bir yana büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlara işlediklerinden daha iyisiyle karşılığını verir. Doğrusu Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin halinde iken sizleri çok iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir”
أَفَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي تَوَلَّىٰ ﴿٣٣﴾
E fe raeytellezi tevella
“Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü”
وَأَعۡطَىٰ قَلِيلࣰ ا وَأَكۡدَىٰٓ ﴿٣٤﴾
Ve a´ta kalilev ve ekda
“Yüz çevireni ve malından biraz verip sonra vermemekte direneni gördün mü”
أَعِندَهُۥ عِلۡمُ ٱلۡغَيۡبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ ﴿٣٥﴾
Eındehu ılmul ğaybi fe huve yera
“Görülmeyenin ilmi yanında da o mu görüyor”
أَمۡ لَمۡ يُنَبَّأۡ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَىٰ ﴿٣٦﴾
Em lem yunebbe´ bima fi suhufi musa
“Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki”
وَإِبۡرَٰهِيمَ ٱلَّذِي وَفَّىٰٓ ﴿٣٧﴾
Ve ibrahimellezi veffa
“Yoksa Musa'nın ve sözünü yerine getiren İbrahim'in kitablarında olanlar kendisine bildirilmedi mi ki”
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةࣱ وِزۡرَ أُخۡرَىٰ ﴿٣٨﴾
Ella teziru vaziratuv vizra uhra
“Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez”
وَأَن لَّيۡسَ لِلۡإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ ﴿٣٩﴾
Ve el leyse lil insani illa ma sea
“İnsan ancak çalıştığına erişir”
وَأَنَّ سَعۡيَهُۥ سَوۡفَ يُرَىٰ ﴿٤٠﴾
Ve enne sa´yehu sevfe yura
“Onun çalışması şüphesiz görülecektir”
ثُمَّ يُجۡزَىٰهُ ٱلۡجَزَآءَ ٱلۡأَوۡفَىٰ ﴿٤١﴾
Summe yuczahul cezael evfa
“Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir”
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلۡمُنتَهَىٰ ﴿٤٢﴾
Ve enne ila rabbikel munteha
“Doğrusu son varış Rabbinedir”
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضۡحَكَ وَأَبۡكَىٰ ﴿٤٣﴾
Ve ennehu huve adhake ve ebka
“Doğrusu, güldüren de ağlatan da O'dur”
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحۡيَا ﴿٤٤﴾
Ve ennehu huve emate ve ahya
“Doğrusu dirilten de öldüren de O'dur”
وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰ ﴿٤٥﴾
Ve ennehu halekaz zevceyniz zekara vel unsa
“Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur”
مِن نُّطۡفَةٍ إِذَا تُمۡنَىٰ ﴿٤٦﴾
Min nutfetin iza tumna
“Doğrusu, atıldığında meniden erkek ve dişiyi, iki çifti yaratan O'dur”
وَأَنَّ عَلَيۡهِ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰ ﴿٤٧﴾
Ve enne aleyhin neş´etel uhra
“Doğrusu ölümden sonra tekrar dirilten de O'dur”
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغۡنَىٰ وَأَقۡنَىٰ ﴿٤٨﴾
Ve ennehu huve ağna ve akna
“Doğrusu zengin eden de varlıklı kılan da O'dur”
وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعۡرَىٰ ﴿٤٩﴾
Ve ennehu huve rabbuş şı´ra
“Doğrusu Şira yıldızının Rabbi O'dur”
وَأَنَّهُۥٓ أَهۡلَكَ عَادًا ٱلۡأُولَىٰ ﴿٥٠﴾
Ve ennehu ehleke adenil ula
“İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur”
وَثَمُودَاْ فَمَآ أَبۡقَىٰ ﴿٥١﴾
Ve semude fema ebka
“İlk Ad milletini, Semud milletini yok edip geri bırakmayan O'dur”
وَقَوۡمَ نُوحࣲ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ هُمۡ أَظۡلَمَ وَأَطۡغَىٰ ﴿٥٢﴾
Ve kavme nuhım min kabl innehum kanu hum azleme ve atğa
“Daha önce de Nuh milletini yok eden O'dur; çünkü onlar çok zalim ve pek taşkın kimselerdi”
وَٱلۡمُؤۡتَفِكَةَ أَهۡوَىٰ ﴿٥٣﴾
Vel mu´tefikete ehva
“Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur”
فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ ﴿٥٤﴾
Fe ğaşşaha ma ğaşşa
“Lut milletinin kasabalarını yere batıran, onları gömdükçe gömen O'dur”
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ ﴿٥٥﴾
Fe bi eyyi alai rabbike tetemara
“Ey kişi! Rabbinin hangi nimetinden şüpheye düşersin”
هَٰذَا نَذِيرࣱ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلۡأُولَىٰٓ ﴿٥٦﴾
Haza nezirum minen nuzuril ula
“İşte ilk uyaranlar gibi bu da bir uyarandır”
أَزِفَتِ ٱلۡأٓزِفَةُ ﴿٥٧﴾
Ezifetil azifeh
“Kıyamet yaklaştıkça yaklaşmıştır”
لَيۡسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ ﴿٥٨﴾
Leyse leha min dunillahi kaşifeh
“Onu Allah'tan başka ortaya koyacak yoktur”
أَفَمِنۡ هَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ تَعۡجَبُونَ ﴿٥٩﴾
E fe min hazel hadisi ta´cebun
“Bu söze mi şaşıyorsunuz”
وَتَضۡحَكُونَ وَلَا تَبۡكُونَ ﴿٦٠﴾
Ve tadhakune ve la tebkun
“Gülüyorsunuz... Ağlamıyorsunuz”
وَأَنتُمۡ سَٰمِدُونَ ﴿٦١﴾
Ve entum samidun
“Habersiz oyalanmaktasınız”
فَٱسۡجُدُواْۤ لِلَّهِۤ وَٱعۡبُدُواْ۩ ﴿٦٢﴾
Fescudu lillahi va´budu
“Artık secdeye varın, Allah'a kulluk edin”
Necm sûresi Kur’an-ı Kerim’in 53. sûresidir; adı “Yıldız” anlamına gelir. 62 ayetten oluşur, Mekke döneminde inmiştir ve Mushaf’ta 27. cüzde, 526. sayfada başlar. Sûrede secde ayeti bulunur (62. ayet).
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Sesli okuma: Mishary Rashid Alafasy. Ayetlerin yanındaki numaraya dokunarak o ayetin kendi sayfasına gidebilir, oradan paylaşabilirsiniz.