عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ ﴿١﴾
Abese ve tevella
“Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi”
Örnek: şifa duası, salavat, sabah zikri
Açıklama: Kısa ve ezberlemesi kolay bir salavattır. Peygamber Efendimiz’in şanına layık bir salât dileğini ifade eder. Dua Metni: اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ كَمَا يَنْبَغِي لِشَرَفِ…
“İşçinin ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.”
İbn Mâce, Rühûn 4سُوْرَةُ عَبَسَ
Yüzünü Ekşitti · Mekke’de inmiştir · 42 ayet · 30. cüz · 585. sayfa
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ ﴿١﴾
Abese ve tevella
“Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi”
أَن جَآءَهُ ٱلۡأَعۡمَىٰ ﴿٢﴾
En caihul´a´ma
“Yanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi”
وَمَا يُدۡرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ ﴿٣﴾
Ve ma yudriyke le´allehu yezzekka
“Ne bilirsin, belki de o arınacak”
أَوۡ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكۡرَىٰٓ ﴿٤﴾
Ev yezzekkeru fetenfe´ahuzzikra
“Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti”
أَمَّا مَنِ ٱسۡتَغۡنَىٰ ﴿٥﴾
Emma menistağna
“Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun”
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ ﴿٦﴾
Feente lehu tesadda
“Ama sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun”
وَمَا عَلَيۡكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ ﴿٧﴾
Ve ma ´aleyke ella yezzekka
“Arınmak istememesinden sana ne”
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسۡعَىٰ ﴿٨﴾
Ve emma men caeke yes´a
“Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun”
وَهُوَ يَخۡشَىٰ ﴿٩﴾
Ve huve yahşa
“Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun”
فَأَنتَ عَنۡهُ تَلَهَّىٰ ﴿١٠﴾
Feente ´anhu telehha
“Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun”
كَلَّآ إِنَّهَا تَذۡكِرَةࣱ ﴿١١﴾
Kella inneha tezkiretun
“Dikkat et; bu Kuran bir öğüttür”
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ ﴿١٢﴾
Femen şae zekerehu
“Dileyen onu öğüt kabul eder”
فِي صُحُفࣲ مُّكَرَّمَةࣲ ﴿١٣﴾
Fiy suhufin mukerremetin
“O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir”
مَّرۡفُوعَةࣲ مُّطَهَّرَةِۭ ﴿١٤﴾
Merfu´atin mutahheretin
“O, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir”
بِأَيۡدِي سَفَرَةࣲ ﴿١٥﴾
Bieydin seferetin
“İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır”
كِرَامِۭ بَرَرَةࣲ ﴿١٦﴾
Kiramin bereretin
“İyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır”
قُتِلَ ٱلۡإِنسَٰنُ مَآ أَكۡفَرَهُۥ ﴿١٧﴾
Kutilel´insanu ma ekferehu
“Canı çıksın o insanın, o ne nankördür”
مِنۡ أَيِّ شَيۡءٍ خَلَقَهُۥ ﴿١٨﴾
Min eyyi şey´in halekahu
“Allah onu hangi şeyden yaratmış”
مِن نُّطۡفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ ﴿١٩﴾
Min nutfetin halekahu fekadderehu
“Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş”
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ ﴿٢٠﴾
Summessebiyle yesserehu
“Sonra, yolu ona kolaylaştırmıştır”
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقۡبَرَهُۥ ﴿٢١﴾
Summe ematehu feakberehu
“Sonra onu öldürür ve kabre koyar”
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ ﴿٢٢﴾
Summe iza şea enşerehu
“Sonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir”
كَلَّا لَمَّا يَقۡضِ مَآ أَمَرَهُۥ ﴿٢٣﴾
Kella lemma yakdı ma emerehu
“Hayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir”
فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ ﴿٢٤﴾
Felyenzuril´insanu ila ta´amihi
“İnsan, yiyeceğine bir baksın”
أَنَّا صَبَبۡنَا ٱلۡمَآءَ صَبࣰّ ا ﴿٢٥﴾
Enna sabebnelmae sabben
“Doğrusu suyu bol bol indirmekteyiz”
ثُمَّ شَقَقۡنَا ٱلۡأَرۡضَ شَقࣰّ ا ﴿٢٦﴾
Summe şakaknel´arda şakkan
“Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz”
فَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا حَبࣰّ ا ﴿٢٧﴾
Feenbetna fiyha habben
“Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz”
وَعِنَبࣰ ا وَقَضۡبࣰ ا ﴿٢٨﴾
Ve ´ineben ve kadben
“Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz”
وَزَيۡتُونࣰ ا وَنَخۡلࣰ ا ﴿٢٩﴾
Ve zeytunen ve nahlen
“Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz”
وَحَدَآئِقَ غُلۡبࣰ ا ﴿٣٠﴾
Ve hadaika ğulben
“Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz”
وَفَٰكِهَةࣰ وَأَبࣰّ ا ﴿٣١﴾
Ve fakiheten ve ebben
“Sonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz”
مَّتَٰعࣰ ا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ ﴿٣٢﴾
Meta´an lekum ve lien´amikum
“Bunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir”
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ ﴿٣٣﴾
Feiza caetissahhatu
“O muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman”
يَوۡمَ يَفِرُّ ٱلۡمَرۡءُ مِنۡ أَخِيهِ ﴿٣٤﴾
Yevme yefirrulmer´u min ehıyhi
“O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar”
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ ﴿٣٥﴾
Ve ummihi ve ebiyhi
“O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar”
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ ﴿٣٦﴾
Ve sahıbetihi ve beniyhi
“O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar”
لِكُلِّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ شَأۡنࣱ يُغۡنِيهِ ﴿٣٧﴾
Likullimriin minhum yevmeizin şe´nun yuğniyhi
“O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır”
وُجُوهࣱ يَوۡمَئِذࣲ مُّسۡفِرَةࣱ ﴿٣٨﴾
Vucuhun yevmeizin musfiretun
“O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir”
ضَاحِكَةࣱ مُّسۡتَبۡشِرَةࣱ ﴿٣٩﴾
Dahıketun mustebşiretun
“O gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir”
وَوُجُوهࣱ يَوۡمَئِذٍ عَلَيۡهَا غَبَرَةࣱ ﴿٤٠﴾
Ve vucuhun yevmeizin ´aleyha ğaberetun
“O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür”
تَرۡهَقُهَا قَتَرَةٌ ﴿٤١﴾
Terhekuha kateretun
“O gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür”
أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَفَرَةُ ٱلۡفَجَرَةُ ﴿٤٢﴾
Ulaike humulkeferetulfeceretu
“İşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır”
Abese sûresi Kur’an-ı Kerim’in 80. sûresidir; adı “Yüzünü Ekşitti” anlamına gelir. 42 ayetten oluşur, Mekke döneminde inmiştir ve Mushaf’ta 30. cüzde, 585. sayfada başlar.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Sesli okuma: Mishary Rashid Alafasy. Ayetlerin yanındaki numaraya dokunarak o ayetin kendi sayfasına gidebilir, oradan paylaşabilirsiniz.