وَيۡلࣱ لِّلۡمُطَفِّفِينَ ﴿١﴾
Veylun lilmutaffifiyne
“İnsanlardan, kendileri bir şeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan; ama onlara bir şeyi ölçüp tartarak verdiklerinde eksik tutan kimselerin, vay haline”
Örnek: şifa duası, salavat, sabah zikri
Açıklama: Eve girerken okunan duadır. Hem girişin hem çıkışın hayırlı olmasını ister. Dua Metni: اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ خَيْرَ الْمَوْلِجِ وَخَيْرَ الْمَخْرَجِ، بِسْمِ اللّٰهِ وَلَجْنَا وَبِسْمِ اللّٰهِ خَرَجْنَا وَعَلَى…
“İşçinin ücretini, alnının teri kurumadan veriniz.”
İbn Mâce, Rühûn 4سُوْرَةُ المُطَفِّفِيْنَ
Ölçüde Hile Yapanlar · Mekke’de inmiştir · 36 ayet · 30. cüz · 587. sayfa
بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
وَيۡلࣱ لِّلۡمُطَفِّفِينَ ﴿١﴾
Veylun lilmutaffifiyne
“İnsanlardan, kendileri bir şeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan; ama onlara bir şeyi ölçüp tartarak verdiklerinde eksik tutan kimselerin, vay haline”
ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكۡتَالُواْ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسۡتَوۡفُونَ ﴿٢﴾
Elleziyne izektalu ´alennasi yestevfune
“İnsanlardan, kendileri bir şeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan; ama onlara bir şeyi ölçüp tartarak verdiklerinde eksik tutan kimselerin, vay haline”
وَإِذَا كَالُوهُمۡ أَو وَّزَنُوهُمۡ يُخۡسِرُونَ ﴿٣﴾
Ve iza kaluhum ev vezenuhum yuhsirune
“İnsanlardan, kendileri bir şeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan; ama onlara bir şeyi ölçüp tartarak verdiklerinde eksik tutan kimselerin, vay haline”
أَلَا يَظُنُّ أُوْلَٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبۡعُوثُونَ ﴿٤﴾
Ela yezunnu ulaike ennehum meb´usune
“Bunlar, büyük bir günde tekrar dirileceklerini sanmıyorlar mı”
لِيَوۡمٍ عَظِيمࣲ ﴿٥﴾
Liyevmin ´azıymin
“Bunlar, büyük bir günde tekrar dirileceklerini sanmıyorlar mı”
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ ﴿٦﴾
Yevme yekumunnasu lirabbil´alemiyne
“O gün insanlar Alemlerin Rabbinin huzurunda dururlar”
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلۡفُجَّارِ لَفِي سِجِّينࣲ ﴿٧﴾
Kella inne kitabelfuccari lefiy sicciynin
“Sakının; Allah'ın buyruğundan dışarı çıkanlar, muhakkak "Siccin" adlı defterde yazılıdır”
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا سِجِّينࣱ ﴿٨﴾
Ve ma edrake ma sicciynun
“Siccin'in ne olduğunu sen nerden bilirsin”
كِتَٰبࣱ مَّرۡقُومࣱ ﴿٩﴾
Kitabun merkumun
“O, yazılmış bir kitaptır”
وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ ﴿١٠﴾
Veylun yevmeizin lilmukezzibiyne
“Yalanlayanların o gün vay haline”
ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ ﴿١١﴾
Elleziyne yukezzibune biyevmiddiyni
“Onlar, kıyamet gününü yalanlamış olanlardır”
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعۡتَدٍ أَثِيمٍ ﴿١٢﴾
Ve ma yukezzibu bihi illa kullu mu´tedin esiymin
“Oysa onu mütecaviz günahkardan başka kimse yalanlamaz”
إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ ﴿١٣﴾
İza tutla aleyhi ayatuna kale esatıyrul´evveliyne
“Ona ayetlerimiz okunduğu zaman "Öncekilerin masalları" der”
كَلَّاۖ بَلۡۜ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ ﴿١٤﴾
Kella bel rane ´ala kulubihim ma kanu yeksibune
“Hayır, hayır; onların kazandıkları kalblerini paslandırıp körletmiştir”
كَلَّآ إِنَّهُمۡ عَن رَّبِّهِمۡ يَوۡمَئِذࣲ لَّمَحۡجُوبُونَ ﴿١٥﴾
Kella innehum ´an rabbihim yevmeizin lemahcubune
“Hayır; doğrusu onlar o gün, Rablerinden yoksun kalacaklardır”
ثُمَّ إِنَّهُمۡ لَصَالُواْ ٱلۡجَحِيمِ ﴿١٦﴾
Summe innehum lesalulcahıymi
“Sonra onlar, şüphesiz, cehenneme gireceklerdir”
ثُمَّ يُقَالُ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ﴿١٧﴾
Summe yukalu hazelleziy kuntum bihi tukezzibune
“Sonra da: "yalanlayıp durduğunuz işte budur" denecektir”
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلۡأَبۡرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ ﴿١٨﴾
Kella inne kitabel´ebrari lefiy ´ılliyyiyne
“Ama iyilerin defteri yüksek katlardadır”
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ ﴿١٩﴾
Ve ma edrake ma ´ılliyyune
“O yüksek katların ne olduğunu sen bilir misin”
كِتَٰبࣱ مَّرۡقُومࣱ ﴿٢٠﴾
Kitabun merkumun
“O, gözde meleklerin gördüğü, yazılı bir kitapdır”
يَشۡهَدُهُ ٱلۡمُقَرَّبُونَ ﴿٢١﴾
Yeşheduhulmukarrebune
“O, gözde meleklerin gördüğü, yazılı bir kitapdır”
إِنَّ ٱلۡأَبۡرَارَ لَفِي نَعِيمٍ ﴿٢٢﴾
İnnelebrare. Lefiy na´ıymin
“İyiler, şüphesiz, nimet içinde ve tahtlar üzerinde etrafı seyrederler”
عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ ﴿٢٣﴾
´Alel´eraiki yenzurune
“İyiler, şüphesiz, nimet içinde ve tahtlar üzerinde etrafı seyrederler”
تَعۡرِفُ فِي وُجُوهِهِمۡ نَضۡرَةَ ٱلنَّعِيمِ ﴿٢٤﴾
Ta´rifu fiy vucuhihim nadretenna´ıymi
“Onları, yüzlerindeki nimet pırıltısından tanırsın”
يُسۡقَوۡنَ مِن رَّحِيقࣲ مَّخۡتُومٍ ﴿٢٥﴾
Yuskavne min rahıykın mahtumin
“Sonunda misk kokusu bırakan, ağzı kapalı saf bir içecekten içerler. İyi şeyler için yarışanlar, bunun için yarışsınlar”
خِتَٰمُهُۥ مِسۡكࣱۚ وَفِي ذَٰلِكَ فَلۡيَتَنَافَسِ ٱلۡمُتَنَٰفِسُونَ ﴿٢٦﴾
Hıtamuhu miskun ve fiy zalike felyetenafesilmutenasifune
“Sonunda misk kokusu bırakan, ağzı kapalı saf bir içecekten içerler. İyi şeyler için yarışanlar, bunun için yarışsınlar”
وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسۡنِيمٍ ﴿٢٧﴾
Ve mizacuhu min tesniymin
“Onun katkısı gözdelerin içtiği yüce kaynaktandır”
عَيۡنࣰ ا يَشۡرَبُ بِهَا ٱلۡمُقَرَّبُونَ ﴿٢٨﴾
Aynen yeşrebu bihelmukarrebune
“Onun katkısı gözdelerin içtiği yüce kaynaktandır”
إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجۡرَمُواْ كَانُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يَضۡحَكُونَ ﴿٢٩﴾
İnnelleziyne ecremu kanu minelleziyne amenu yadhakune
“Suçlular, şüphesiz, inanmış olanlara gülerlerdi”
وَإِذَا مَرُّواْ بِهِمۡ يَتَغَامَزُونَ ﴿٣٠﴾
Ve iza merru bihim yeteğamezune
“Yanlarından geçtikleri zaman da birbirlerine göz kırparlardı”
وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓاْ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمُ ٱنقَلَبُواْ فَكِهِينَ ﴿٣١﴾
Ve izenkalebu ila ehlihimunkalebu fekihiyne
“Taraftarlarına vardıklarında bununla eğlenirlerdi”
وَإِذَا رَأَوۡهُمۡ قَالُوٓاْ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ ﴿٣٢﴾
Ve iza reevhum kalu inne haulai ledallune
“İnananları gördükleri zaman: "Doğrusu bunlar sapık olanlardır" derlerdi”
وَمَآ أُرۡسِلُواْ عَلَيۡهِمۡ حَٰفِظِينَ ﴿٣٣﴾
Ve ma ursilu ´aleyhim hafizıyne
“Oysa kendileri, inananlara gözcü olarak gönderilmemişlerdi”
فَٱلۡيَوۡمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنَ ٱلۡكُفَّارِ يَضۡحَكُونَ ﴿٣٤﴾
Felyevmelleziyne amenu minelkuffari yadhakune
“Bugün de, inananlar inkarcılara gülerler”
عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ ﴿٣٥﴾
´Alel´eraiki yenzurune
“Tahtlar üzerinde, inkarcıların yaptıkları şeylerin karşılığının nasıl verildiğini seyrederler”
هَلۡ ثُوِّبَ ٱلۡكُفَّارُ مَا كَانُواْ يَفۡعَلُونَ ﴿٣٦﴾
Hel suvvibelkuffaru ma kanu yef´alune
“Tahtlar üzerinde, inkarcıların yaptıkları şeylerin karşılığının nasıl verildiğini seyrederler”
Mutaffifîn sûresi Kur’an-ı Kerim’in 83. sûresidir; adı “Ölçüde Hile Yapanlar” anlamına gelir. 36 ayetten oluşur, Mekke döneminde inmiştir ve Mushaf’ta 30. cüzde, 587. sayfada başlar.
Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Sesli okuma: Mishary Rashid Alafasy. Ayetlerin yanındaki numaraya dokunarak o ayetin kendi sayfasına gidebilir, oradan paylaşabilirsiniz.